Mirat-ül İrfan 2

Sebebine gelince: Her kim Hakkın gayrı bir seyin mevcut

olduguna yol verir; sonra da onunla kaim olduguna kail olursa...

Sonra fena bulacagına, sonra fenasından da fena bularak

kendinden geçecegine inanırsa...

_sbu durum çok tehlikelidir...

Çünkü, bu fena halini zincirleme devam etmis olur...

O sekilde devam ettirmis olur ki: Hasa Hakkın yokluguna kadar

gider .

Bu düsüncenin sonucunu kısaca diyelim: Pespese sirk içinde

sirktir.

Hele nefsini bilmek yönünden hiç faydası yoktur .

Bu düsüncenin sahibi Müsriktir. Ne Allah'a karsı bir irfan

duygusuna sahip olabilir; ne de nefsini anlayabilir .

***

Simdi.. Anlatılan bu manalar karsısında, bazı sorular

sorulabilir...

Mesela, biri çıkar; söyle sorar:

"Bu, birbirine giren mana yolları arasında; nefsi bilmenin ve

Allah'a ârif olmanın tam yolu nasıl bulunur!.."

Bu sorunun cevabı su olur:

"Yol birdir.. Nefsi ve yüce Allah'ı anlamaya götüren yol ise..

Bilesin ki: Allah var idi; onunla ikili bir sey yok idi..."

Burada:

- idi...

Seklinde kullanılan edat mefhumundan bir zaman manası

çıkarmamalı...

Yüce Allah su anda dahi öyledir...

Yani: Yüce Allah var ve onunla ikili bir sey yok...

***

Bu arada; bir baskası da söyle diyebilir:

"Görüsüm odur ki: Nefsim, Allah'ın gayrıdır.. Yine görüsüm odur

ki: Allah nefsim degildir..."

Bu sorunun cevabını; yukarıda geçen Hadis-i Serifteki NEFS

kelimesinin kısa bir tarifini yaparak vermek mümkündür...

Orada sözü geçen nefsi; baska manada almak gerek... Ki o:

senin öz varlıgındır; hakikatındır...

Yoksa: O; levvame, emmare ve mutmainne isimleri ile anılan

nefis degildir..

Belki de; orada NEFS kelimesi ile isaret edilen mana, zat-ı

ilahi'nin tüm olarak yabancısı olanlardır..

_sbu manayı Resulallah S.A. efendimizin su münacaatından da

anlayabiliriz:

"Allah'ım, esyayı bana oldugu gibi göster."

Burada esyadan, yani, seylerden murad: Zat-ı ilahi'den gayrı

olan seylerdir..

Bu manayı açıklamak gerekirse; söyle diyebiliriz:

"Allahım, masivanı; yani, zatına yabancı olan seyleri bana anlat

ki: Bileyim.. Esya, nasıl seydir ? .. tanıyayım.. O sen misin Yoksa

gayrın mı ?..

Ve o seyler kadim midir?. Baki midir. Yoksa.. fani mi ?..."

Süphesiz, Allah-ü Teala, ona nefsini gösterdi.. yani: öz varlıgını..

Ama, masivaya, yani, zatına yabancı herhangi bir seyin varlıgı

olmadan..

_ste bundan sonradır ki: Resulüllah S.A. efendimiz esyayı oldugu

gibi gördü..

Yani: Esyanın hakikatını.. özünü..

Gördü ki: Onların özü, zat-ı ilahi'nin ta kendisidir.. Ama, bu

manada ne bir sekil var; ne de, bir zaman ve mekan mefhumu..

Esya, yani seyler; adı nefse de verilebilir; nefsin gayrı olan

herhangi birseye de..

Çünkü: Nefsin varlıgı ve esyanın varlıgı; bir sey olma yönünden

iki seyden ibarettir.. Ama, aslında ikisi birbirine baglıdır..

Her ne zaman ki esya bilinir; dolayısiyle yüce Rabb, bilinmis olur.

Bu manayı su cümle ile baglayabiliriz: Bir kimse vardır;

kendisini Allah'ın gayrı sanır.. Halbuki o, Allah'ınh'rı

degildir..

Sana gelince:

Öyle bir haldesin ki; ona, yani Allah'a karsı bir irfanın yok..

Bilemiyor ve anlayamıyorsun.. Halbuki, onu görmektesin..

Sonra.. Onu gördügünü de bilemiyorsun..

***

Önce bir kesif lazım..

Ve sen: Bu kesfe sahib olmalısın..

_sbu kesiften sonradır ki, bileceksin: Sen Allah'ın zatına

yabancı degilsin..

Yine bileceksin ki: Maksudun sensin..

Ve sen: Fena bulmaya muhtaç degilsin..

Ve sen: ne gelensin, ne de giden.. Bulundugu yerde kalansın..

Ama, zamansız ve mekansız.. Hatta, an mefhumu bile silinmis..

_sbu mana daha önce de anlatıldı..

Sonra..

Yine o kesiften sonradır ki anlayacaksın: Onun bütün sıfatları

sana sıfat olmus..

Böylece..

Dısına baktıgın zaman onun dısını göreceksin..

_çine baktıgın zaman da; içini göreceksin..

Yani senin zahirin,onun zahiri; senin batının, onun batını

olacak..

Keza ..

Evvelini, onun evveli olmus bulacaksın.. Ahirini, onun ahiri olmus

bulacaksın..

Bütün bu manalarda en ufak bir sek ve süphe yoktur..

Sıfatınla, onun sıfatını göreceksin; zatınla da onun zatını

göreceksin..

Ama, bütün bu manalarda senin o olmaya en ufak bir

yakınlıgın yoktur. Keza, onun da sen olmaya bir yakınlıgı

yoktur.. Ne az, ne çok..

Hasıl-ı kelam: Her sey, bir sey olmama yönündedir; ancak, onun

pak yüzünden gayrı..

Zahirde de böyle; batında da böyle..

Yani mevcud varlık yoktur; ancak: O vardır..

Hatta, onun gayrı için bir varlık düsünülemez ki; yok

olabilsin..

O halde, helak de yok; çünkü, yabancı yok..

Bu durumda ortada sadece onun yüzü kalmaktadır. Yani:

Esya.. Esya ise, ancak onun yüzüdür; pak vechidir..

***

Burada bir misalle ise tekrar girmek gerek..

Simdi.. Bir kimseyi düsünün; bir seyi bilmiyor; sonra, o seyi

biliyor..

Süphesiz; böyle bir kimse, o, sonradan bildigi sey yolunda

varlıgını yokluga gömüyor.. Ancak, cehlini eritiyor. Yani:

Bilgisizligini..

Varlıgına gelince; o bakidir.. Hem de degisiksiz..

_sbu bilgi sonunda; varlıgı bir baska varlıga dönüyor.. Bir

baska varlıkla var oluyor..

Ama bu olus ne bir terkipdir; ne de bu çesitten bir baska sey..

Buraya kadar anlatılan manayı, bir inkarcının varlıgı da

 

degistiremez.. Bir inkarcı bulun; bir de irfan sahibi getirin:

Aynı varlıkla vücud sahibi bulacaksınız..

Bu durumda; ne inkarcıdan bir çıkıs vardır; ne de irfan sahibine

bir giris..

_kisi arasındaki fark: Sadece bir cehlin ortadan kalkması veya

kalmasıdır..

Baska yolu yok..

***

Hiç sanmayasın ki; bir fena bulmaya, yani yok olmaya

ihtiyacın var..

Fena haline, yani, yok olmaya muhtaç oldugunu düsün.. Bu ,

olmaz ya; neyse ..

Bu durumda sen, Hakka bir hicab ve bir perde olursun ..

_sbu perde ise; Allah'ın gayrı olmus olur.. Bu durumda; o perde

haline, galip gelecek ve onu atacak bir sey lazım gelir..

Böyle olacak ki; Hakkı görmek mümkün ola..

Bu mana, yani: perdeye ihtiyaç hali ve onun giderilmesi için

aranacak çareler bosunadır..

Sebebine gelince: bu tayin edilen yön; yalandır ve yalnıstır .

Çünkü biz hicap durumuna isaret ettik ve dedik:

"Onun varlıgı, vahdaniyeti ile gizlenir". Ama, sekilsiz..

keyfiyetsiz..

Bu yönde baska bir mana düsünülemez; yoktur da..

***

Anlatılan halin bir icabıdır ki; hakikate eren bir kimsenin:

"Ben Hakk'ım.."

Demesi, caiz olur..

Keza, o hakikate eren kimsenin :

"Özümü takdis ederim; sanım ne kadar yüce.."

Demesi de caiz olur..

Anlatılan hakiki hale vasıl olan birini düsünün.. Vasıl oldugu

anda görecektir ki; Kendi sıfatları, ancak Allah'ın sıfatlarıdır..

Zatı da, Allah'ın zatı..

Ama, hiç bir yeni olus yok.. Ne zatta; ne de sıfatta.. Yani: Allah'a

duhul yönünden.. Yani: Ondan huruç yönünden..

Kısacası: Ne giris var; ne de çıkıs..

Ama, hiç mi hiç..

Sonra.. O vasıl olan kimse Allah'ta fena bulmus da degildir; keza

beka bulmus da degildir .

O, kendisini görecektir ki; hiç olucu bir sey degil.. Keza, olmadı

da.. Sonra, fena hali de böyle.. Yani: fenası da yok..

Sebebine gelince: Nefs, diye bir sey yok; anca onun nefsi

vardır.

Yani: Onun nefsi.. Varlıgın özü..

Aynı sekilde vücud diye bir sey de yok; ancak onun vücud

varlıgı vardır.

Anlatılan bu manaya isaret olarak Resulüllah S.A. efendimiz

söyle buyurdu:

" Dehre -zaman'a- sövmeyiniz; çünkü Allah-ü Taala, o dehr'dir.. "

Burada isaret edilen mana sudur: Dehrin vücudu Allah'ın

vücududur..

Allah-ü Taala; kendisine bir ortak, dengi ve benzeri

bulunmasından yana yücedir, paktır..

***

Mana hedefimizi tayin yolunda,bize çok yarayacak bir rivayet

vardır..

Söyle ki ; Allah-ü Taâlâ kuluna buyurdu:

"Ey kulum, hasta oldum; ziyaretime gelmedin.. Sana

dilendim; vermedin.."

_ste.. Bu manada isaret ediliyor ki: Hakkın vücudu dilencinin

vücududur. Hastanın vücudu da; yine Hakkın vücududur.

Kısa keselim: Hepsi aynı varlık..

Simdi.. Bu mana kapısından içeri girebiliriz..

Hakkın vücudu, hastanın vücudu nasıl oluyorsa.. Dilencinin

vücudu Hakkın vücudu nasıl oluyorsa..

Evet.. Bu mana, nasıl caiz ise.. Yine caizdir ki: Senin vücudun

da, onun vücudu ola.. Ve.. bütün esyanın vücudu da, yine

Hakkın vücudu ola..

***

Araz.. cevher.. ne varsa;yani: Öz çekirdek ve bu çekirdeklerin

sonradan meydana getirdikleri.. Ki bunlara:

" Mükevvenat.. "

Tabir edilir.. Bütün bunlar Hakkın vücududur; varlıgıdır..

Bütün bunların sırrı, bir zerrenin sırrında saklıdır..

Zerrelerden, herhangi birinin sırrı çözülsün: _ste o zaman

görülecektir ki; bütün mükevvenatın sırrı meydanda..

Zahiri yönden de böyle, batıni yönden de böyle..

Yani: içeride de böyle; dısarıda da böyle..

Hulâsa: Degisen hiç bir sey yok ..

***

Ne bu alemde; ne de bu alemin bitisiyle baslayacak olan

ebedi alemde, Allah-ü Taalanın gayrını göremezsin..

_smi ve müsemması ile; her iki alemin vücududur; varlıgıdır..

Bu, bir gerçektir.. Elbette öyle olması lazım gelir.. Anlatılmak

istenen mana odur ki: Her iki alemin ismi, müsemması, görünen

çehreleri ile hep Allah-ü Taala'dır..

Bu manada, sek ve süphe izi aranmamalı..

***

Bu açıdan bakılınca: Allah-ü Taala'nın hiç bir seyi yaratmıs

oldugunu göremezsin..

Bu, kesin bir hükümdür..

Ancak, onun için söyle bir görüse sahip olabilirsin: O, an

mefhumu ile anılan zamanların her birinde; biri digerine

benzemeyen, baska san ve bir baska sekil almaktadır.

Söyle ki: Varlıgını izhar ede , sonra gizler..

Ama ne izharında, yani, açıga çıkmasında; ne de gizlemesinde

bir sekil ve keyfiyet vardır..

_sbu hal, onun sanına layıktır..

Çünkü: Evvel, ahir, zahir, batın hep odur..

O, birligi ile zahir oldu.. Açıga çıktı..

O, tekligi ile batın oldu.. Gizlendi..

O, zatı ve kayyumiyet sıfatı ile, evveldir .

O, deyumiyet sıfatı ile de ahirdir..

***

Evvel, harflerinin varlıgı odur..

Ahir, harflerinin varlıgı odur..

Zahir, harflerinin varlıgı odur..

Batın, harflerinin varlıgı odur..

Hasıl-ı: _smi ve müsemması ile, anlatılanların tümü odur..

***

Anlatılanların hiç biri garipsenmemeli.. Alısılmalı.. Bu arada su

kıyas bir yardımcı olabilir.. Mesela:

Madem ki, onun varlıgı mutlaka gereklidir; arada, ona yabancı

bulunmaması da gerekli olur ..

***

Bir kimse vardır; sanır ki Kendisi Hakkın gayrıdır; ama bu

olamaz..

Sebebine gelince: Allah-ü Teâlâ bir gayrı olmaktan yana tenzih

edilir.

Gayrı ne demek?. Elbet gayrı da odur.. Ama, bir gayrı seyin

varlıgı onunla olmadan..

" Gayrı.. "

Olarak anılan seyin de varlıgı süphesiz odur.. Hem içte, hem

dısta.. Yani: Hem zahirde, hem de batında..

***

_rfan yoluna giren herkesin anlatılan aleme ayak uydurması

gerekir; sonrası kolay.. Ki orada; çesitli sıfatlar alacaktır..

***

Her kim, anlatılan sıfatlarla kendisini bezerse.. Onun için

sıfatlar olur.. Ki onların, ne haddi vardır; ne de nihayeti..

***

Su manayı da iyi düsünmek gerek.. Bir kimse, kendisini

tanımadan, bilmeden belli sekliyle ölünce; iyi ve kötü

vasıfları da onunla beraber ölür gider..

Bu misal, zahirdeki belli ölümün bir sonucudur..

Bir de, manevi ölümle öleni düsünelim.. Yani: Ölmeden

evvel öleni..

Tıpkı yukarıdaki gibi, bundan da iyi ve kötü sıfatlar kalkar..

Fakat.. Öyle bir hal alır ki; yukarıda anlatılana hiç benzemez..

Allah-ü Taâlâ, onu kendi makamına oturtur.. Ama bütün

hallerde..

Zatı makamına oturtur; Allah'ın zatı olur..

Sıfatları makamına oturtur; Allah'ın sıfatları olur..

_sbu manaya cidden ermek gerek..

Çook önemlidir..

_ste bu mana icabıdır ki; Resulüllah S.A. efendimiz söyle

buyurdu:

"Ölmeden evvel ölünüz.."

Bu hadis-i Serifin serhi söyle olabilir:

"Belli ölümle ölmeden evvel kendinizi anlayınız.. _rfan sahibi

olunuz.."

Asagıda anlatacagımız kudsi hadis de aynı manayı teyid eder..

Rasulüllah S.A. efendimiz söyle anlatıyor:

"Allah-ü Taala söyle buyurdu:

- Kul nafile ibadetlerle bana yaklasır..

Öyle bir hal alır ki; ben onu severim..

Onu sevdigim isbu vakitte: Onun kulagı olurum, gözü olurum ve

eli olurum..."

***

Yukarıda anlatılan kudsi hadiste irfan sahibine bir isaret vardır..

_rfan sahibi, anlatılan manaya erdikten sonra, özünde

görecektir ki; tüm varlıgı, Hakkın varlıgıdır..

Fakat.. Onun zatında ve sıfatında hiç bir degisiklik görmeden..

Kaldı ki; aslında böyle bir degisiklige ihtiyaç da yoktur..

Çünkü kendisine ait bir varlıgı yoktur..

Yok olan bir seyin nasıl degisir ki?. Bu arada kendisi, sadece

cehlini giderdi.. Yani: marifet yolu ile..

Bir varlık sahibi idi, bilmiyordu;simdi bildi..

Simdi sıra sende..

Dinle ve anlamaya çalıs.. Her ne zaman ki; nefsini anlayıp,

özünü bildin; iste o zaman kendi mevhum varlıgın ortadan

kalkar.. Ve.. anlarsın ki; sen, Allah'ın gayrı degilsin..

Bu mana da bir hakikattır .

Bir an için olsun; anlatılan mananın tersini ele alalım.. Ki onda

kendine has bir varlıgın vardır; o varlıgın fenaya da ihtiyacı

yoktur. Hatta marifete de..

Böyle oldugunu düsün: Sen Allah'tan baska bir Rabb olursun..

Ama, asıl hakikat sudur ki: Allah-ü Taâlâ kendisinden baska bir

Rabb yaratmaz..

Bu, olmaz ve olamaz..

Allah-ü Taâlâ bu gibi bir manaya karsı, yücedir; tenzih edilir.

***

Bu arada, biraz da malumat vermek iyi olacak..

Verecegimiz bu malumat; bir yönüyle yoldur.. Yani: Nefsi bilme

yolu ..

Bu durumu ki, bildin; dinle ve anlamaya çalıs..

Bilmelisin.. sadece bilmek de, yeterli degil.. tahkik makamına

çıkmalısın..

Hulasa: Bildigin seyin hakikatını bulmalısın..

Bilmen gereken ve hakikatına varman icab eden husus sudur:

Yorum Yaz