TEVHİD 2

TEVHİD 2

 

 

İşte salik  Enfüsünde  ve Afakında bütün fiilleri hissi ve kalbi olarak Hz.  Allah a nispet ederse, Kalbi müşahede ile zevk hâline geçer. Karşılaştığı her olayda fiillerin meydana gelmesine vesile olan mazhar veya kullara nispet etmeyeceği için şirkten kurtulan o salik; Hacivat ile Karagözün kendilerinin hiçbir güç ve kuvvet sahibi olmadıklarını, onları kavga ettirenin, onları oynatan sanatkarın olduğunu bildiği gibi, bilecektir. Her şeyi yerli yerinde görüp; Enfüsünde fark, (Şeriata uyup uymadığını tartması)kendi eksikleri varsa peyder pey onları yok etmesi,Nefsini levm etmesi lazımdır. Afakta ise Cemde (birlikte) mutâla edip, mutlu olacaktır.

 

 

Bu salikler yaşamlarında sakin ve şeri hükümlere tabii olarak yaşarlar; bütün tecellilere nazar ederler ve zuhurata tabi olurlar.Cenabı hakka boyun bükmüş,ve tam teslimiyetle,kalbi ile daimi zikir,hissi ilede  Rabıtayı kullanırlarsa, Efendisinin himmetiyle Tevhidi Efal zevkine ermiş olurlar.

 

 

TEVHİDİ SIFAT: Fenafillah mertebelerinin ikincisidir. Hayat, ilim, irade, kudret, semi, basar ve kelam sıfatları Hakkın olup, bu sıfatlar salike ayna olmakta ve orada Hz. Mevla müşahede edilmektedir. Burada salik zevken bu sıfatlar ile mevsuf olanın Hak Tealâ olduğunu bilecektir. Bunun için de bu mertebede 4 şuhut öğretilir: 1- Tevhidi Sıfat 2- Fenayı Sıfat 3- tecelli Sıfat 4- Cennetül Sıfat. Rabıta olarak ta Lâ mevsufe illallah verilir. Bakara Suresi 255,  Şuara 11 ve Kasas 68 gibi ayetlerde bütün subut (sabit) sıfatların halikinin Allah olduğunu anlamaktayız.

 

Sıfatlar gayba aittir, zuhura gelince şehadete intikal ederek esma adını alır. İlim bir sıfattır, zuhura gelince Alim adını aldığı gibi bu mertebeyi gören saliklerde edep, ahlak ve yüceliklerin görülmesi lazımdır. Zira fiil ve subut sıfatların nisbiyetlerinden kurtulan bir kulun mâğfirete ermesi, temizlik, doğruluk ve Resulullah (S.A.V.) Efendimizin güzel ahlakını sergilemesi lazımdır. Efal ve Sıfat mertebelerini görenlere Tevhid de tarikat ehli de denilir.

 

 

TEVHİDİ ZAT: Tevhidi Zat, vücut birliği demektir. Vücut Hakkındır. Efalin vücudu yoktur. Sıfattan tecelli ediyordu. Sıfatın da vücudu yok o da vücuttan tecelli ediyor. Allah Vacibul Vücuttur. İşte salike fenafillah mertebelerinin sonuncusu olan Tevhidi Zat Mürşidi tarafından  4  şuhutla tarif edilir. 1- Tevhidi Zat 2- Fenayı Zat 3- Tecelliyi Zat  4- Cennetül Zat. Rabıtası ise Lâ mevcude illallahdır.

 

Bu makamda salik hissen, aklen ve hayâlen gerek Efal, gerek Sıfat ve gerekse Zat aynalarından Vücudullaha bağlanıp cümle eşyanın vücudu Hak olduğunu mülahaza eder ve zevk alır. Daimi zevkte kalabilmesi için Rabıtaya sımsıkı sarılır. Halkın fani Hakkın ise baki ve zahir olması halinde zevkidar olur. Bu halle hallenen kişi ihtiyari bir ölümle ölmüştür. Mutu kable ente mutu (H.Ş.) Ölmezden evvel ölme budur. Kasas Suresi 88, Rahman Suresi 26-27, Yunus Suresi 62. ayetlerinde açık olarak bu mertebenin halini görmekteyiz.

 

Bu Fenafillah mertebelerini gören bir salik Nefsini bildiği için Rabbini de tanımıştır. Nefsini bilen Rabbini bilir (H.Ş.) Her ne kadar ilimle Fenafillah olunmuşsa da yine de zaman zaman Nefsine tabiliğinden geçemediği için hem mahcubiyeti görülür; hemde makam zevkleri tecelli ettiğinde ehli keşiftirler. Yani halkla olduklarında hicapları, Hakla oldukları zaman keşifleri artar. Ehli velayettirler.

 

CEM MAKAMI: Beka makamlarının birincisidir. Fenafillah mertebelerini zevk edip kulun kendisinin zannettiği Fiil, Sıfat, ve    Zatın da yok olduğunu anlayınca bu mertebe de telkin edilir.

 

Salik bu yerde Hakkı zahir Halkı batın müşahede edecektir. Bu makamda halk ayna olup, oradan Hak zahir olmaktadır. Ve Vahdet şuhudu kişiyi istila eder. Cem makamı telkin edilen salik Hakka kuvve olup onun kuvvesinden Hak zahir olurken, kendisi batın olur. Aynı zamanda eşya da butuna girer. Bir cismin gölgesinin, öğle vakti cisimde yok olduğu gibi halk mazharından Hakk ın zahir olmasıdır. Efalin, Sıfatın, Zatın birliği zevkiyle her nereye bakarsa Hakkın Cemal yüzünü görmesi onun zevki olacaktır. (Bakara Suresi 115). Saliki ismi ile çağırsalar ismini bile duyamayışı onun zevki olacaktır. Bu makama Kurbi Feraiz, Uluhiyyet, Ruh makamı gibi isimler de verilmiştir. Bu makamda salik fazla durdurulmaz. Salik kabızlık ve yalnızlık içindedir. Cem Makamı  Hz. İsa A.S.ın makamıdır.

 

 

HAZRETÜL CEM MAKAMI: Bekabillah mertebelerinin ikincisidir. Bu makamda halk zahir Hak batındır. Hak aynasından halk zahir olarak müşahede edilir.  Cem de bilen gören ve işiten abdın kuvvesiyle Hak idi; bu makam da ise, Hak kulun kuvvesi olmaktadır. Hadisi Kudside Kulum bana nevafille yaklaştığı zaman duymasına kulak, görmesine göz, konuşmasına dil olurum... buyurulmuştur. Her nereye nazar edersek edelim zahirde halkı batında ise Hakkın tecellisini zevk ve ifade ederiz. Necm Suresi 8. Sarktı-Fetadalla miraç ayeti Zat olan Allah ın Muhammed olan sıfatlara yani kesret alemine zuhuratı olarak da zevk edilir.

 

Hazretül Cem e bütün sıfatların, Zatı Hak ile kaim olduğunun müşahede ve zevk olduğu bir makam olması nedeniyle sıfatıyyun da denilir. Bu mertebedeki saliklerin şeriatlarında kemâlat, yücelik ve ahlakı Resulullah (S.A.V.) görülmektedir. Bunlar Mukarribindirler.

 

 

CEMÜL CEM MAKAMI: Bekâbilah mertebelerinin üçüncüsüdür. Makamı Cem ile Makamı Hazreti Cem i kendinde toplayan yani vahdet ve kesreti cem eden bir makamdır. Buna Tenzih ve Teşbihi Tevhid yapmak yeri de diyebiliriz. Batın  olan mutlak ve zahir olan mukayyedin  hepsi Haktır diye zevk ederiz.

 

Kur-an-ı Kerim Hadid Suresi 3. ayeti O evveldir, o Ahirdir, o zahirdir, o batındır bu zevkimize delildir. Ayrıca Necm suresi 9: da kabe kavseyn Celal ve Cemal yaylarının birleştiği Kalp mertebesi de denilir. Vahdet aynı kesret, kesret de aynı vahdet olarak zevk edilir. Tevhidi Efal mertebesinde fiillerden soyunan salik bu yerde Hakkın fillerini giyer.  Peygamber ve Velilerin sırlarına vakıf olmak isteyenler bu makamı gerçek yönüyle zevk etmelidirler. İşte o zaman hafi şirklerin de tamamen yok olduğu bu yerde ibadet eden, ibadet ve ibadet edileni birlemişlerdir. Mürşid-i Kâmillerin saliklere  telkin ettikleri son mertebedir.

 

 

AHADİYETÜL CEM MAKAMI: Bekabillah mertebelerinin 4. ve sonuncusudur. Bu makam Makamı Muhammed dir. Makamı Mahmud da denilir. Kesret olan varlıklardan kaydın kaldırıldığı yerdir. Bundan sonra başka bir makam da yoktur, en yüce mertebedir. İbrahim (A.S.) Tevhid babası olduğu halde bu makama ancak Muhammed (SAV.) Efendimizin müsadeleri ile girebilir. 1- Ahadiyetül Ayn 2- Ahadiyetül Kesret diye iki kısımda mütala edilir. İhlas Suresi 1: Kul huvella hu ehad (de ki o Allahtır bir tektir) Enfal Suresi 17: Habibim sen attığın zaman sen atmadın ancak Allah attı  İsra Suresi 34, Enam Suresi 152 ayetleri bu makamın zevkinin delilleridir.

 

 

 

MAİDE SOFRASI NEDİR

 

 

Maide sofra demektir. Yani teslimiyeti olanlara indirilen Kur-an ı Kerim in ilmi ledün diye bahsettiği manevi bir sofradır. Sır ilimlerini öğrenmek anlamına gelmektedir.

 

M : Muhammed

 

A :  Allah

 

İ   :  İlim

 

D :  Dünya  (her an tecelli eden mazharlar)

 

E  :  Hakkın emirlerini ifade eder.

 

Hadis-i Kutsi Küntü kenzen mahfiyyen feahbebtü en unefe fe halektel halka li uref (Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murad ettim ve bu halkı halk eyledim ki bilineyim) buyurulmuştur. Zatından sıfatlarına, sıfatlarından esma alarak fiillerine zuhur edip asarlarıyla kendini ilan etmiştir.

 

Hz. İsa (A.S.)ın havarileri bu tecelli sırrını bilmediği için peygamberleri olan Hz. İsa (A.S.)a Maide suresi 112. Ey İsa senin Rabbin gökten bir sofra indirmeye kadir olur mu? dediler.  Bizim Rabbimizden iste demediler. Çünkü onların Rabbi buna kadir olamazdı. Hz. İsa (A.S.) da eğer Allah a inanıyor ve müminler iseniz Allah benim dileğimi reddetmez dedi.

 

İşte bir salikte, zamanın İsa sı olan Mürşidi  Kamilinden  Ehadiyet sırlarının bu mukayyet varlıklara tecellilerinden istifade etmek istiyorsa, maide sofrasını  istemelidir. Yalnız kamilinin resminden tecelli eden o Hakikat sırlarına inanmalı, sevgisinde, edebinde, teslimiyetinde zerre miktarı eksiklik olmamalı, tam inanmalıdır. İşte o zaman arzu edilen sofra iki bulut arasından yani kamilin iki dudağının arasından ilmi ledun olarak inmeye başlar. Yoksa   inanç  ve itikadında eksiklik olanlar  bu sofradan yeterli faydalanamazlar.

 

Hz. İsa (A.S.) duayı yaptığında iki bulut arasından bir tepsi içinde örtülü vaziyette sofra indiriliyor. Hz. İsa (A.S.) besmele ile örtüyü kaldırıyor. Bakıyor ki tepsi içinde kızartılmış bir balık, başucunda tuz, balığın kuyruk tarafında sirke ayrıca 5 yufka ve her bir yufkanın üzerinde 1-Yağ  2-Bal 3-Zeytin 4-Piyaz   5-Pastırma var. Bütün buna  inanıyoruz  diyenleri  buyur etti.   Böylece  40  gün  sofra,  bir  gün  indi,  bir  gün  inmedi.  40 günün sonunda da  Hz . İsa  (A.S.)a vahiy geldi.   Vahiyde Allah, Bu sofradan fakirler yiyecek zenginler yemiyecek  demekteydi. Bu emri duyan zenginler isyan ettiler. Bu açık bir sihirdir demelerinden Allah da onları helak etti.

 

İşte bu sofra inanan ihvan karedeşlerimize her zaman inip durmaktadır. Bu sofra kâmilin iki dudağı arasından indirilen ilmi ledün dediğimiz Tevhid ilmidir. Kızartılmış olan balık senin Hakk a dönmüş olan sevgi ve aşkındır. Çiğ olmuş olsa idi balık yenmezdi. Balığın başındaki tuz iştahı geliştiren kamilin sana telkin ettiği daimi zikirdir. Balığın kuyruk tarafındaki sirke de Tevhidi idrak ettikten sonraki zevkidir. Bu Tevhid sofrasında Meratib-i İlahiye tahsilinde Adem de ve alemde Hakkın tecellisi olan efal, sıfat ve Zatın idrakından sonra kendimin diye bildiği bu varlıkların Hakkın olduğunu müşahede edince manevi varlık tam olarak zuhur etmiş olur. Salik 5 zahir 5 batın 10 duygusu ile dördüncü mertebe olan Vahdaniyet mertebesine kadar ikilikten ari olamayacağı için 40 gün fakir de zengin de bu sofradan yer. Fakat Vahdaniyet mertebesinde Mürşidin telkinatı gereği, bu suretten sirete geçildiği için kesafette olanların, letafetteki tecellileri müşahede etmeleri mümkün değildir. Kendi kuyularından sularını çıkaramadıkları için zevk edemezler.

 

Onun için 40 gün sonra Hz. İsa (A.S.) a zenginler yemeyecek fakirler yiyecek emri, hal ve idrak lisaniyle tecelli etmiş olur. Zenginler dediğimiz kendi varlığından geçemeyenler, diğer kardeşlerimiz bu zevklere sahip oldular da biz neden olamadık, diye asi olurlar. İnkara kalkıp lsyan ederlerse Allah da onları bu Tevhid  yolundan uzaklaştırmak suretiyle helak eder. Allah bizleri onlardan eylemesin. Amin.

 

İşte fakirleşmiş olanlar da Mürşidinin himmetiyle gönül semasından sıfatlar arzına yağ şifresiyle bildirilen Efal, sıfat ve Zat zevki, bal olan tatlılık Cemalullah seyri, zeytin olan fark denilen tahkiki Şeriat zevki, piyaz denilen de Celal ve Cemal tecellilerinin iç içe kemalat ve Tevhid zevki ve  pastırma da kokması, bozulması  olmayan Ahadiyet sır zevkinin zuhur etmesinden ibaret olsa gerektir.

 

Bir salik kendi varlıklarından ihtiyari olarak geçip vücudunda Hakk ı tecelli ettirip edep ve güzel ahlakla ahlaklanırsa imanı taklitten imanı tahkike geçmiş olur. Şeriat idrakı de, taklitten mutmain olmuş olan tahkiki  şeriata geçmiş olur. Şeriat ikidir:

 

1-  Şeriatı  evvel (Taklit şeriat)

 

2-  Şeriat  saniye (Hakiki şeriat)

 

Bizler de bu manevi sofradan istifade etmek istiyorsak bu nefis deryası olan unsuriyet idrakından geçip, Ruh deryası olan Ruhullah ı müşahede etmemiz gerekmektedir.

 

 

İNSANLARIN YARATILMA GAYESİ NEDİR?

 

 

İnsanlar bu Aleme bir gaye için gönderilmişlerdir. Aşıkın biri:

 

Beka mülkünden eyledim teşrif,

 

Bu darı fenaya imtihan için.

 

Gece gündüz muradım budur,

 

Cemali pâkini anlamak için buyurmuştur.demekki bu aleme imtihan için gelmişiz.

 

Ayrıca Zariyat Suresi 56. Vema halaktül Cinne vel inse illâ liya büdün (Ben cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım) buyurulmuştur. Burada cinlerin evvela zikredilmesi onların gerçekte insten evvel yaratılmış olmalarıdır. Sahabeler Resulullah (S.A.V.)  Efendimize ibadet nedir? diye sorduklarında ;ibadet Allah ı Tevhid etmek ve bilmektir. buyurmuşlardır. Demek ki ibadet herkesin bildiği gibi oruç tutmak, namaz kılmak ve Kur-an okumak gibi bilinçsiz ameli ibadetler değildir. Allah ın bu Alemdeki Efal, sıfat ve Zat tecellilerini yalnız ilmi olarak bilmek de değildir. Allah ı Tevhid edip bilmek için ibadetin 5 madde halinde zuhurunu zevk etmek gerekmektedir.

 

1-Ademde ve Alemde Allah tan başka hiçbir varlığın olmadığı Efali ilahiye, sıfatı ilahiye Zatı ilahiye Tevhidi ile bilmektir.

 

2- Emir ve yasaklar olan Şeriatı Ahkamiyeyi bilmek ve uygulamaktır. Bu da iki bölümde mütala edilir: a) Amel bölümü b) Muamelet bölümüdür. Ameli bölümde her türlü zahir ibadet ve taatlarımız mevcuttur.

 

Tevhid  ehli, Mürşide gelmeden evvel bu Tevhid akideleri ona vacip değilken, zorlamadan kendi istek ve arzusuyla Mürşide gelip ben kendi insanı asliyemi öğrenmek istiyorum diyerek vacipleştirmiş oldu. Zira Fetih Suresi 10. ayetindeki Gerçekten sana biat edenler bana biat etmişlerdir. biatlar Mürşidin şahsına değil onun mazharından Rabbil Alemin edir. Onun için abdestsiz yere basmaması, yalan söylememesi, 5 vakit Namazını kılması, Ramazanda bir ay oruç tutması, eksiklik aramaması elinden geldiği nispette ümmeti Muhammed e faydalı olmaya çalışması hasılı Allah ın emrettiklerini yapması yasak ettiklerinden kaçmayı kendisine vacipleştirmiş oldu. Bir salikin bunlara uyması gerekli iken, Tevhidi kendisine uydurmak istemesi, Trenin raylarından çıkarak vagonların menzile gidememesine sebep olur. Muamelet bölümünde de günlük yaşantısında ailesine, çoluk çocuğuna, komşu ve insanların tümüne muamelesi emir ve yasaklar doğrultusunda  olmalı, ticaret ve her türlü işlerinde herkese aynı muamelede bulunmalı, kimisine pahalı, kimisine ucuz mal satmamalıdır.  Çünkü sendeki varlık Hakkın varlığı olduğu gibi karşındaki varlık da Hakkın varlığıdır.

 

Şu halde karşındakine  kötü muamelede bulunursan, bilmelisin ki Hakka kötü muamelede bulunmuşsun  demektir. Onun için Tevhid ehli bunları göz önünde bulundurarak mümkün olduğunca riayet etmeyi kendisine vacip bilmelidir.

 

Tarikat halini yaşamak ise: İlimle bildiği Efalinin sıfatının Zatının Hakkın olduğunu aynel yakınlık derecesinde şuhut etmesi gereklidir. Bu aynel yakınlık derecesini şuhut eden bir salikte elbette edep, güzel ahlak ve tevazuluğun meyveleri görünecektir. İnsanın meyvesi fiilleridir. Nasıl bir meyvede 1-Rengi 2-Kokusu 3-Tadı onun aslını bizlere bildiriyorsa, aynel yakın olan bir insanın fiillerinin: rengi Allah ın boyası Sibgatullah

 

Tevhid  boyası, kokusu Rahmanın kokusu olan  Tevhid kokusu, tadı da fiil ve sıfatlarından tecelli eden Tevhidi yaşama zevki olarak görünmelidir.

 

Eşya dediğimiz bu varlıkların Hakikatını bilip her mazharda müşahede etmektir. Çünkü eşyanın Hakikatı efali İlahiyedir.    Efalin Hakikatı esmadır. Esmanın Hakikatı sıfatı ilahiyedir. Sıfatın Hakikati da Zattır. Zira zerreden kürreye kadar her varlıkta Allahü Teala malumiyeti nisbetinde Zatıyla tecelli etmekte, onların kapları ve renkleri nispetinde varlıklarda kendini seyretmektedir. Halifem dediği Ben insanı en üstün bir biçimde yarattım (Tin Suresi 4.)  İnsan-ı  Kâmil lerden seyretmektedir. Böylece her varlıktaki tecellinin Hakikatını zevk eden bir salik kendi varlığının olmadığını bu varlığın Hakkın varlığı olduğu esmasının dahi Allah ın sıfatlarına verilmiş birer isimden ibaret olduğunu kul esmasıyla daima muhtaç, Zat yönüyle Samed olduğunu zevkle müşahede eder.

 

İşte bu dört madde halinde saydığımız birinci, ikinci, üçüncü merdiven basamağı gibi Tevhid mertebelerini geçmeden; Allah ı bilmek, görmek ve olmak halinde  Tevhid etmedikçe; beşinci basamakta marifet ehli olunamaz. Zira ibadet, marifet miktarıncadır. Arif olmayan tahkiki ibadet edemez. Nitekim Hz. Ali K.V.Görmediğim Rabbıma ibadet etmem demiştir. Yani vücut ve sıfatlarıyla benden mahcup olarak Nefislerini benden gayrı ibadet  olunacak İlahlar kılmaları için halk etmedim buyurulmuştur. İşte Allah ı Tevhid edip bilmek için bu beş madde ile vasıflandırdığımız hallerin biz Tevhid ehlinde olması istenmektedir. Elhamdülillah seçilmiş kullardanız. Seçilmemiş olsa idik bir Mürşid-i Kâmilden bizleri çağırmaz, bu Tevhid ilmini de telkin etmezdi, demek ki sevilen kullardanız ki kendi varlığımızın olmadığı, varlık sahibinin Hak Teala olduğunu kendi mülkünde Zatının bütün sıfatlarından tecellisini müşahede etmeyi nasip etti. Kendi tecellisini bizlerden kendi seyretti.Rabbımıza daima hamd ederiz.

 

 

HAŞR VE NEŞR NEDİR?

 

 

Haşr toplanmak, bir yere cem olmak anlamındadır. İsra Suresi Ayet 50. İster taş, isterse demir olun yine de toplanacaksınız  emri bizlere mutlaka toplanacağımızı bildirmektedir. Yalnız bu haşr herkesin bildiği gibi hayali değildir. Hakikatte

 

Haşr ikidir:

 

Mısrı Niyazi Hz.leri:

 

Haşri neşrü halin inkar eyleme

 

Gülşen iken yerini har eyleme.buyurmuşlardır.

 

 

Burada cümlemiz Hakka arif olmak için haşr olduk.

 

Her ne kadar İns,  Cin, Melaike ve sair Cem olup, sırat ve mizan kurulup ehli Cennet Cennete, ehli Cehennem Cehenneme gönderilir. Bunu inkar edip yerini diken etme denilmiştir. Biz bunu inkar etmeyiz. Yalnız bir salik Haşr ve Neşri Tevhid içinde görmektedir. Fena  Aleminde,  haşr oluruz.

 

 

 

mertebelerinde Efalimizin Efal i ilahiye, sıfatlarımızın sıfatı ilahiye, Zatımızın da Zatı ilahiye olduğunu anlayıp şuhut yaptığımızda Efalin, Sıfatın, Zatın tek tecelli olduğunu kalbimizin  tasdik etmesi Haşr dır. Mürşidin etrafında toplanmamız ve Rabbimızı tanımamız  Haşr değil midir? Ayrıca Tevhid-i Efal, Tevhid-i Sıftat ve Tevhid-i Zat mertebelerinde ayrı ayrı haşr ve neşr vardır.

 

Alemi Ahirette cismani haşr ve neşr ise Hakkın varlığı ile var olunduğunda, suret ve  sirette her an haşr ve neşr olunmaktadır.Çünkü  Allah her an ayrı ayrı tecellilerini göstermektedir.

 

Haşr toplanmak, neşr dağıtmaktır. Allah da mukayyet olan bu  Alemde tek olarak Vahdaniyetiyle Her şeyi haşr etmekte, ayrı ayrı her varlıkta namütenahi tecellileriyle de Neşr etmektedir. Onun için büyüklerimiz bu Alem Hakikatı Muhammediyenin tafsilatı Muhammediden zuhuru değil midir? demişlerdir. Bu sırlara vakıf olan ihvanlar burada Haşrı da Neşri de görmüştür.

 

 

CENNET VE CEHENNEM NEDİR?

 

 

Cennet: Allah a inanan ve ona ibadet ve ihlasla, sadakatla hizmet edenlerin ebediyyen içinde kalacakları mekan ve  meskenlerdir.

 

Cehennem ise: Allah ve Resulünü inkar eden kendi Nefislerine uyarak, heveslerinin her istediğini yaparak işledikleri cürüm ve suçtan dolayı ilahi adelette ceza görecekleri yerdir. Cennetler sekizdir. Dördü amel Cenneti, dördü irfaniyet Cennetleridir. Cehennem ise yedidir. Bu insan oğlunda bunun yerlerini göstermek gerekirse: İnsanlardan tecelli eden 8 sıfatı subutiye vardır. Bir salik bunların hepsinin Hakkın bu Aleme tecelli pencereleri olduğunu idrak eder  ve seyrederse 8 Cenneti anlamış olur. Cehennemin 7 olması ise, bu sıfatı subutiyelerden ilim sıfatını cahiliyetinden mütevellit geliştirmemiş kişiler 7 Cehenneme girmiş olurlar. İlimle her şey bilinir ve yaşanır. Yoksa bilmeyen kişi hiçbir zaman azaptan kurtulamaz onun için büyüklerimiz Cehennem kişinin cehaleti, Cennet ise kişinin irfaniyet ve zevkidir. buyurmuşlardır. Cennet in 4 ü amel Cenneti:

 

1- Oruç tutmak 2- Namaz kılmak 3- Hacca gitmek 4- Zekat vermek gibi ameller olduğu gibi her türlü manevi gıdayı yemek içmek için sarf edilen zaman ve sohbetler de amel Cennetleridir.

 

İrfaniyet Cennetleri de 4 tür. 1- Tecelli Efal, 2- Tecelliyi Sıfat, 3- Tecelliyi Zat,  4 - Üçünün Adem de ve alemdeki Vahdaniyet tecellilerini zevk etmek irfaniyet Cennetleridir. Rahman Suresinde ayet 62:Bu iki Cennetten başka iki Cennet daha var buyurmaktadır.

 

Şu halde Tevhid ehli için amel ve irfaniyet Cennetlerinden daha yüce olarak. Allah ın Ruh Cenneti ve Zat Cenneti olarak zevk üzerine zevk hallerinin de mevcudiyetini bizlere bildiriyor. Şu halde cehaletimizle yaşamamıza devam edersek dünyada  Cehennemde, Ahirette de Cehennemde olacağımız muhakkaktır. İlim ve irfaniyetimizi geliştirip cehalet hicaplarımızı yırtarsak hem Dünyada hem de Ahirette de Cennette olacağımız ortaya çıkar. Demek ki Dünyada Cennet ve Cehennem var. Ahirette de Cehennem ve Cennet var.Dünya Ahiretin tarlasıdır. (H.Ş.) Cennet ve Cehennem nerededir? Diye soracak olursanız başka yerlere gitmenize gerek yok. her ikisi de sizdedir. Resulullah (S.A.V.)   efendimiz: Cennet düz bir boşluk arazisidir. Kim ki Sübhanellah, Elhamdülillah, Allahü Ekber diyebilirse bütün yeşillik sulak ve köşklerini bu boş arazide tecelli ettirmiş olurlar demiştir. İşte sen daha evvel başıboş işe yaramayan bir kişi idin, ilmin irfaniyetin yoktu. Hakka vakfıyetin yoktu.

 

Bir Mürşid-i Kâmilden Hak ve Hakikate vakıf olmayı öğrendin. Sübhanellah demekle senin ve bütün varlıkların varlığının olmadığını, onlardan tecelli edenin Vahdaniyetiyle Hak olduğunu öğrendin. Elhamdülillah demekle de bu kesret Aleminde her ne varsa hepsi Hakkın bir vücudu olduğunu, sıfatlarından Zatın tecellilerini müşahede edince bütün sıfatların, Zat a hal ve kal lisanlarıyla hamd ettiklerini müşahede ettin. Allahü Ekber demekle Hakkın siretiyle, vücudu olan suretinden zuhur edip tekliğinin idrakı ile başka bir varlığın olmadığını Zatının bütün sıfatlarından Ekber (büyük) olduğunun idrakı ile Tevhid yapınca elbette ebedi Cennette kalıcılardan olunur. Sübhanellah Tenzih, Elhamdulillah Teşbih,  Allahü Ekber Tevhid olmuş oluyor. Cehennem Hakkında ise Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Cehennem boş bir arazidir. Buranın Ateşi insanlar ve taşlardır  buyurmuştur. Yani Allah ve Resülüne iman etmeyip taşlaşmış katı kalbli olan insanlar olduğu anlaşılmaktadır. Bunca peygamber ve evliyalar Allah ın Ahadiyet sırrının Ademde ve Alemdeki zuhurunun tahsili için,ayrıca davet ve tebliğ görevi  için de gönderilmiştir.

 

 

VAKİT NAMAZLARININ SIRLARI:

 

 

 

Vakit Namazları Hakikatta öğle Namazından başlar. Öğle Namazını ilk İbrahim A.S. kılmıştır. Öğle Namazının farzı 4 rekattır. Hz. İbrahim A.S. ın 4 adet müşkülü vardı. Bunlar duyma, görme, kelam ve kuvvet Sıfatlarının zahir oluşu ve kendine nisbet etmesi nedeniyle günah işliyordu.sonradan bu sıfatların,Hakkın olduğu idraki  kendisinde kemalatıyla tecelli edip,Hakkı zuhura getirdiği için 4 rekat Namaz kıldı.  Biz de ona binaen kendi mahzarımızda hakkın bu sıfatlarını zuhura getirdiğimiz için 4 rekat öğle Namazını kılıyoruz. İkindi Namazını ilk defa Yunus A.S. balığın karnından çıktığında kıldı. O da şükrani olarak,toprak,su,rüzgar,ve ateş anasıriye unsuriyesinin tamamının hakkın vacibül vücudu olduğunu anlayınca,4 rekat ikindi namazı kılmıştır. Biz de onun için zahirde 4 rekat ikindi namazı kılıyoruz. Akşam Namazını ilk defa Hz. İsa A.S. kılmıştır. Malumunuz Hıristiyanlar Allah, Meryem ve İsa üçlemesini yapıyorlardı. Bu ise küfürdür. Allah ın Efal, Sıfat ve Zat tecellilerini kendinde tekliğiyle zuhur ettiren kişiler akşam Namazını layıkiyle kılanlardır.yoksa Allah ayrı, Meryem ayrı,isa ayrı olarak üçleme yapmak elbette küfürdür. Yatsı Namazını ilk defa Musa A.S. kılmıştır. Allah ın sıfatlarından Hakkı mutmain olmuş nefis olarak zuhur ettirenler de şükrani olarak bu Namazı Musa gibi kılabilirler. Çünkü bütün Peygamber ve Evliyaların ibadetleri farz ibadet değil şükranidir. Vitr namazını da Resulullah (S.A.V.) Efendimiz ilk defa kılmıştır. Miraca çıktığında bir Rekatı Allah için farz, bir Rekatı kendisi için Sünnet, bir Rekatı da Ebubekir için vacip olmak üzere üç rekat kılmıştır. Üçün birliğine vitr denir. Onun için Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Namaz kılan, Namaz ve Namaz kılınanın birliği ile bu Namazı şükrani olarak ifa ederlerdi.

 

Sabah Namazı ise bütün saydığımız bu Namazların şahidi olarak kılınır ve ilk defa Adem A.S. kılmıştır. Kılınan iki Rekatın birini karanlıktan aydınlığa çıktığı için şükrani olarak kılmıştır. Sabah Namazının Hakikatte 2 rekat olarak kılınmasının hikmeti ise, Allah ın bu hadisattaki  6 pencereden tecellileri ikidir. Biri vahdet tecellileri diğeri de kesretteki tecellileri oluyor.  İşte bu Celal ve Cemal tecellilerinin şahidliği olarak Adem  A.S. iki Rekat Sabah Namazı kılmıştır. Teheccüt Namazı ise yalnız Resulullah (S.A.V.) Efendimize aittir. Çünkü İsra Suresi 79. ayeti kerimede Ya Muhammed yalnız sana mahsus olmak üzere gecenin bir hıfzında kalk teheccüd Namazı kıl. Umulur ki Rabbin sana Makam-ı Mahmudu ihsan eder buyrulmuştur.

 

Onun için manasını bilmeden kılmak tavsiye edilmemiştir.Bütün Veliler teberrüken Teheccüd Namazını kılmışlardır yalnız kendi esmalarıyla değil.kendi Muhammediliklerin idrak ve zevkiyle,kılmaktadırlar. Zira Makam-ı   Mahmut un yetim malı olduğunu bilirler. O yere girenler Muhammed olarak girebilir. Kendi esmalarıyla giremezler.

 

Farz ibadetler Tevhid mertebelerinin fenafillaha kadar olan makamlarında ifa edilir. Beka mertebelerinde ise ibadetler şükrani yapılır. Yani sünnet olur. Kavseyn mertebesinin zevki ile zevkidar olanlar ibadetlerini vacip olarak yaparlar.

 

Buradaki vacibiyet farzdan üstündür. Mutlaka demektir. Artı ile eksi kutubun birleştiğinde mutlaka lambanın yandığı  gibidir. Tenzih ve teşbihi idrak eden mutlaka Zat'ın sıfatlarından zuhuru ile fiilerini görür.

 

 

RECEP AYI

 

Recep ayı üç ayların birincisidir. Kelime anlamı azametli, kuvvetli anlamındadır. Recep kelimesinin sırrı ise

 

Re rağbet etmektir.

 

Ce Cemalullah demektir.

 

P harfi arapçada olmadığı için B olarak okunur. O da bir anlamındadır.

 

İşte bir olan Allah a kim rağbet ederse ona Hak Tealâ cemalini gösterecek demektir. Arabi aylar 12 dir. Bunların 6 sı batın 6 sı zahirdir.  Batın aylar:

 

1- Muharrem ayı

 

2-Sefer ayı

 

3-R. Evvel ayı

 

4-R. Ahir ayı

 

5-C. Evvel ayı

 

6-C. Ahir ayıdır.

 

Toprağa atılan bir çekirdek ilk bahara kadar nasıl bu devreleri geçiriyorsa insan çekirdeği de İnsanı  Kâmile gelinceye kadar bu devreleri geçirmektedir. Tevhid içinde de bu gizli aylar zikrin içinde gizlidir. Üç defa Allah, Allah, Allah demekle zahir ve batın tecelliler henüz açığa çıkmamış oluyor. Ne zaman Recep ayına girdik; işte o zaman çekirdeğin toprağı patlatıp açığa çıktığı gibi rağbet eden bir kuluna Mevlâm bu Aleme açılan Efal penceresinden Ef al yüzünü gösterecektir. Bu ayın içinde mübarek iki kandil gecesi vardır. Perşembeyi cumaya bağlayan gece Regaip kandili, bir de Recebin  27.nci gecesi Miraç kandilidir. Onun için diğer aylara nazaran bu ay kıymetli sayılmıştır. Çünkü Meratibi ilahiye tahsili bu ayda başlamakta Miraç yolculuğunun merdiven basamağına bu ayda çıkılmaya başlanmaktadır. Yoksa zahir ay olarak diğer aylardan hiçbir üstünlüğü yoktur. Onun için Resulullah (S.A.V.)  Efendimiz Recep ayı Allah ın ayıdır. Şaban ayı benim ayımdır. Ramazan ayı  da ümmetimin ayıdır demişlerdir. Bir salike daimi zikirden sonra bu ayın remzettiği sırları açıklayan İnşirah suresinin sır kapıları bu ayda açılmakta ve kul  Hakka rağbetinin zevklerini bu ayda tatmaktadır. Çünkü kamil, onun göğsünü kansız bir ameliyatla yarmış, kendine nispet ettiği fiilleri kaldırmakla yükünü hafifletmiş, zikrini pekleştirerek Efal penceresinden Hakk Efal yüzünü yani Cemalini gösterniştir. Şu halde Recep ayının değerli ve kıymetli bir ay oluşu onun taşıdığı mana itibariyle çok yüce bir ay olduğundandır.

 

Bu zevke kişi başka bir ay veya gecede ulaşsa, işte onun Recep ayında Regaib i,yani Allaha rağbeti o zaman olur. Neden bütün mübarek kandiller gecelerde olmaktadır. Çünkü geceler vahdeti, gündüzler de kesreti remzetmektedir. Onun için her neyin Tevhidini yaparsak yapalım gecelerde olacaktır.

 

Recebin 27. gecesi de Miraç gecesidir. Zira Tevhidi Efali alan bir kişi tecelli Efalle Miraç yolculuğuna başlamıştır. Miraç yükselmek demektir. Nereden nereye yükselmektir? İkilik içinde olan kulluktan bir olan Hakka yükselmektir. Miraç Hak'la görüşmek, Hak'la buluşmaktır. Neden 27. gecesinde de 25 ve 26. gecelerde değildir. İşte Hakkın fiileriyle açığa çıkışının şuhudunu zahir ve batın olan iki yerde 7 sıfatı subutiyesiyle zevk edebilirse 27. gecede Miraç yapılmış olacaktır.

 

Bir kişinin Recep ayında açığa çıkan insani asliyesinin yeşilliklerinin görülmesi, Şaban ayında beratını almasıyle, bütün sıfatlarında kurtuluşa ermesi, Ramazan ayında da Kadir gecesinde  kadere, lütfi ilahiye mazhar olmasıyla, dal ve yapraklarını sergilemesiyle gelişir. Şevval ayına girince Ramazan bayramını kutlar, Zilkade ve Zilhacca aylarında da sıfatlarından kemalatıyla Hakk'ın tecellilerine sahip olup, Zatın ziyaretiyle selamete çıkarak mutluluğa erer. Ahadiyet ayı olan Muharrem ayına ayak basınca evvelindeki zikrin 6 meratip pencerelerinden görünen Ahadiyetteki gizli olan Allah, Allah, Allah zikrinin aynısının olduğunu anlamış olur. Niyet iyi, akibet iyi, başlangıç zikir sonuç da zikir olduğu anlaşılmış olur.

 

İşte Manevi tahsil olan bu 6 aydaki, bu mertebelerde Hakk'ın açığa çıkması zuhur etmiş olur. Demek ki ilkokul çok önemlidir. Tahsil, Recepten 12.ci aya kadar olmaktadır.

 

 

ŞABAN AYI

 

 

Şaban ayı üç ayların ikinci ayıdır. Bu ayın Resulullah Efendimizin olmasındaki hikmet; Allah ın sıfatlarını remzetmesindendir. Çünkü bu mukayyet olan Alemde Zat Allah'ı, sıfatlar da Resulullah (S.A.V.) Efendimizi remzetmektedir.  Allah ın Zat'ını düşünmediğimiz için Muhammed aynasında Hakk ı seyretmek Tevhid ehline nasip olmuştur.

 

Onun için Allah bu Alemde yaratıcı ve halk edici sıfatı olan tekvinatıyle, 7 sıfatı subutiyesinden Zat ını ilan etmiştir. Bu Alemde sıfatlar Muhammed i remzettiği için, iki cihan serveri Peygamberimiz Şaban ayı benim ayım demiştir. Bu ayda Şabanın 15. gecesi Berat kandilidir. Çünkü bir salik kamilin himmetiyle Recep ayında fillerin failini idrak etti. Şaban ayında da sıfatların mevsufunu zevk edebilirse beratını almış olacaktır. O güne kadar kendine nispet ederek günah ve sevap işleyen salik fiil ve sıfatların Hakk a ait olduğunu anladığı zaman kurtuluşa ermiş olacaktır. Ne için ayın 12-13 veya 14 üncü değilde 15 inci günü diye sorulacak olursa, gökyüzündeki ay nasıl dolunay şeklinde parlıyorsa, bir salik de mağfirete erdiğinde öylece sıfatlarındaki parlaklığı,Mutmain olmuş Nefis penceresinden zevk etmesi lazımdır. Duhan Suresi ayet 1-2. Ha mim vel kitabı mübin (Hakikatı Muhammediyeyi tafsilatı Muhammediyeden açık ve net olarak tecelli ettirdiğimiz kitaptır.) buyurulduğu gibi parlaklığını zevk ederek bu geceyi ihya etmiş olurlar.

 

 

RAMAZAN AYI

 

 

Ramazan ayı 11 ayın sultanıdır. Zira bu ay da Zat'ı remzetmektedir. Resulullah (S.A.V.)   Efendimizin ümmetimin ayı demesindeki hikmet, her inanan kişinin Efalini, Sıfatını ve Vücudunu Hakk a nisbet ettiğinde kendine ait hiçbir şeyi kalmadığı için şirklerden kurtulduğu ve Mutu kable ente mutu (H.Ş.) ölmezden evvel ölme zevkine sahip olduğu için böyle buyurmuştur. Çünkü bu ayın 27 sinde de Kadir gecesi vardır. Şirklerden kurtulmuş bir kişinin artık kadire ermemesi düşünülemez. Rabbine kavuşmuştur. Bakara Suresi 188. ayetinde Kur-an ın Ramazan ayında indirildiğini, Kadir Suresi 1.ayetinde de Kur-an ı Kerimin kadir gecesinde  indirildiğini anlamaktayız.

 

Bir salik de kendine nisbet ettiği Efalinden, Sıfatlarından ve Vücudundan geçerek şirklerden kurtulursa, Hak Teala ona mükafat olarak kendisini verir.

 

İşte bin aydan hayırlı olan bu Vahdet zevkine sahip olmak, zahirdeki gecelerdeki kandil geceleriyle değil, bir Mürşid-i Kamil'den tahsil ederek bu saydığımız kandil gecelerinin taşıdığı manaların zevkine ermektir. Yoksa binlerce mübarek kandil geceleri kutlasak, bu idrak olmadığı için iki adım ilerlemiş olamayız. Melamiler Recep ve Şaban aylarında vücudun orucu olan avamın orucunu tutmazlar. Çünkü bilmektedirler ki fiil ve sıfatın vücudu yoktur. Ne zaman Ramazan geldi fiil sıfattan, sıfat da vücuddan tecelli ettiği için ramazanda bir ay orucu tam tutarlar. Zahiren Ramazanda bir ay oruç farz  derlerse de Hakikatte salikler Recep ayında da, Şaban ayında da ve bütün aylarda da oruçludurlar.  Zira oruç Hakikatte yemek ve içmekten uzak kalmak değildir.

 

Oruç demek uruç etmek yani ikilikten birliğe yükselmek demektir.  Recep ayında fiilerin failine Allah demekle ikilikten birliğe çıktıkları için fillerin orucunu tutmaktadırlar. Şaban ayında sıfatların mevsufunun birliğine yükseldikleri için,  sıfatların orucunu da tutmaktadırlar. Ramazana gelince: Efal, Sıfat ve vücuttan soyunduğu  için hem zahirde hemde batında oruçludurlar.

 

Oruç üç türlüdür:

 

1-Suret orucu  (bedenin)

 

2- Siret orucu  (idrak ve şuhutla)

 

3- Suret ve siret orucu (zahir ve batın)

 

İşte melâmiler oruç ve bütün ibadetlerin Farz olanlarını açıkta, nafile denen ibadetleri de yapmamak değil gizli yaparlar. Şu halde orucu, zahirde vücuda giren her türlü şeyler,  batında da birlikten ikiliğe çıkmak  bozmaktadır.

 

 

 

KUR-AN I YAŞAMAK NEDİR?

 

 

Zuhruf Suresi: 1-4 Ha mim vel kitabil mübin

 

Ha Hak ve Hakikat sırlarını

 

Mim ise Allah ın sıfatları olan Muhammed den tecelli ederek zerreden kürreye kadar her şeyde ayet ayet yazdığını bildiriyor.

 

İşte açık olarak beyan edilen bu kitabı okuyup bilmek, görmek ve olmak dediğimiz yaşamakla mümkündür. Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murad ettim ve bu halkı (yani sıfatlarını) halk eyledim (H.Kudsi). Onun için Zariyat Suresi 56: İns ve cinleri bana ibadet etmeleri için yarattım ayetinde de belirtildiği gibi ibadetten gaye de, Allah ı Efali, Sıfatı ve Zat ıyle birlemek ve yaşama geçirmekten ibarettir. Mısri Niyazi Hz.leri bunca Enbiya ve Evliya halkı davet eyledi. Allah'ın bu mukayyet Alemdeki Vahdet tecelli sırrını öğretmek içindir buyurmuştur.

 

Evvela Allah ayrı, biz yarattıkları ayrı olmadığını bileceğiz. Allah ın Hakikat-ı Muhammediye sinden bu görünen tafsilat-ı Muhammediye den Zat ını ilan ettiğini, bu varlıkların hiçbir güç ve kuvvetinin bulunmadığını, bütün güç ve kuvvetin Allah ın olduğunu bileceğiz. Zatının sıfatlarından, fiillerinin de sıfatlardan tecelli ettiğini her varlığın istidat ve kabiliyeti nispetinde Hakkı zuhura getirdiğini, fiillerinin cibilliyeti nisbetinde Hak ın ondaki tecelliyatini müşahede edeceğiz. İtikat yönüyle böyle bir imandan sonra bunu yaşama geçirmemiz gerekmektedir. Yani canlılar için faydalı olan her şeyi yapmaya gayret göstermeli, canlılar için zararlı olan her şeyi terk etmeyi kendimize adet edinmeliyiz. Elbette İslam'ın şartlarını yerine getirmekteyiz. Fakat bunlar gaye değil, araç ve gereçtir.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !